12 Şubat 2010 Cuma
NAZIM ŞEKLİ - NAZIM TÜRÜ AYRIMI
Manzum eserlerin kafiye şeması, ölçüsü, nazım birimi, vb. dış özelliklerine göre adlandırılmasıdır.
Örnek: koşma, semai, gazel, türkü,kaside
NAZIM TÜRÜ:
Manzum eserlerin işledikleri konuya göre aldıkları adlardır.
Örnek:
Koşma nazım türleri: güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt
Kaside nazım türleri: medhiye,mersiye,naat,münacaat,hicviye
TÜRK HALK EDEBİYATI ÜRÜNLERİ
A) Manzum Eserler:
- Mani
- Türkü
- Ninni
- Tekerleme
- Bilmece
- Destan
- Ağıt
B) Mensur Eserler:
- Masal
- Atasözü
- Deyim
- Fıkra
- Halk hikayeleri
- Geleneksel Türk tiyatrosu (Karagöz,ortaoyunu,meddah)
II. AŞIK TARZI HALK EDEBİYATI:
- Koşma ( Güzelleme, Koçaklama, taşlama, Ağıt)
- Semai
- Varsağı
- Destan
III. DİNİ- TASAVVUFİ HALK EDEBİYATI:
A) Manzum Eserler:
- İlahi
- Nefes
- Nutuk
- Deme
- Devriye
- Şathiye
B) Mensur Eserler:
-Fütuvvetname
-Gazavatname
-Menakıbname
-Battalname
SERBEST NAZIM
Örnek:
İstanbul Türküsü
İstanbul'da, Boğaziçi'nde,
Bir fakir Orhan Veli'yim;
Veli'nin oğluyum,
Târifsiz kederler içinde.
Urumelihisarı'na oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuştum:
"İstanbulun mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalı'm,
Senin yüzünden bu hâlim."
"İstanbulun orta yeri sinama;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalı'm,
Boynuna vebâlim!"
İstanbul'da, Boğaziçi'ndeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Veli'nin oğlu;
Târifsiz kederler içindeyim.
MANZUM HİKAYE (MANZUME)
ÖRNEK:
Geçen akşam eve geldim. Dediler:
- Seyfi Baba
Hastalanmış, yatıyormuş.
- Nesi varmış acaba?
- Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
- Keşki ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah!
Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol!
Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîrâ yol
Hem uzun, hem de bataktır...
- Daha a'lâ, kalınız
Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.
Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;
Boşanan yağmur iliklerde, çamur tâ belde.
Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak;
"Gel!" diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.
Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,
Boğuyordum! müteveffâyı bütün âferine.
Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,
Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!
Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,
Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!
Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;
Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.
Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun...
Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:
Kâh olur, kör gibi çarpar sıvasız bir duvara;
Kâh olur, mürde şuâ'âtı düşer bir mezara;
Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;
Kâh bir ma'bed-i fersûdenin üstünden aşar;
Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;
Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır;
Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, uryan,
Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan
Hânüman yoksulu binlerce sefilân-ı beşer;
Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;
Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı;
O kopan râbıtanın, darmadağın yavruları;
Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler:
Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler!
MERDİVEN

Ahmet Haşim, şiiri "Nesir gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için vücut bulmuş, musıki ile söz arasında, sözden çok musıkiye yakın..." diye tarif etmektedir.Sembolizmin etkisinde kalınarak yazıldığı anlaşılan bu şiirde akşam vakti anlatılmış, bunu anlatmak için bazı renklerden ve sembollerden yararlanmıştır.Bu nedenle şiir yoruma açıktır.Merdiven sembolü ile anlatılmak istenen, hayatın sonuna yaklaşıldığı fikridir.
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlıyarak..
Sular sarardı...Yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza,kanar,muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki,akşam olmakta...
Ahmet haşim
UYAK TÜRLERİ (KAFİYE ÇEŞİTLERİ)
Dize sonlarındaki kelimelerde görülen tek ses benzerliklerine yarım kafiye (uyak) denir.
Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han konan göçer
Ay dolanır yıllar geçer
B) Tam Kafiye:
Mısra sonlarında iki ses benzerliğinden oluşan kafiye türüdür.
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
C) Zengin Kafiye:
Mısra sonlarında görülen üç ve daha fazla ses benzerliğine denir.
Bir zafer müjdesi burda her isim
Yekpare bir anda gün saat mevsim
D) Cinaslı Kafiye:
Mısra sonlarında yazılışları aynı anlamları farklı olan kelimelerin tekrarıyla oluşan ses benzerliklerine cinaslı kafiye denir.
Çay kuru çeşme kuru
Nerden içsin kuzu su?
Beni yakıp yandıran
Bir ananın kuzusu
E) Tunç Kafiye:
Kafiyeyi oluşturan kelimelerden birinin diğer kelimenin içinde yer almasıyla oluşan kafiye türüdür.
Çınla ey coşkun deniz kayalıklarda çınla
Sar bütün kumsalları o dolaşık saçınla
NESİR
a) Basit Nesir:
Halkın anlayacağı dille yazılmış, halk seviyesinde anlatımı olan ve duru anlaşılır bir dili olan nesirlerdir.halkı bilgilendirme amacı taşıdığı için basit nesirde ağırkelimeler kullanılmaz ve edebi sanatlar bakımından süslü değildir.Örnek olarak Mercimek Ahmet'in farsça'dan tercüme ettiği Kabusname adlı eseri verebiliriz.
b) Orta Nesir:
Günlük konuşma dilinden daha ağır, daha bilimsel ve bazen süslü bir dile sahip olan nesirdir.kısacası basit nesirle süslü nesir arasında bir üsluba sahiptir.Genellikle ilmi ve kültürel eserlerde kullanılan nesir türüdür.Örnek olarak Katip Çelebi'nin Fezleke ve Cihannüma adlı eserleri, Evliya Çelebi'nin "Seyahatname"si, Seydi Ali Reis'in "Mir'atü'l Memalik"i orta nesirin canlı örnekleridir.
c) Süslü Nesir:
Düz yazıda hüner ve marifet göstermek amacıyla yazılan süslü ağdalı edebi sanatlarla dolu nesir türüne denir.Osmanlıcayı iyi bilen yazarlar süslü nesri, söz oyunları seci ve aliterasyonlu uzun cümleler kurarak yazarlar.Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar sıkça kullanılır.Bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nigari vermiştir.Sinan Paşa'nın "Tazarruname"si süslü nesrin en güzel örneklerindendir.Klasik edebiyatımızda süslü nesre "inşa", süslü nesir yazarlarına "münşi", süslü nesirle yazılan eserlere de "münşeat" denir.
