ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2010 Pazar

NEREYE (ÖMER SEYFETTİN'İN ŞİİRİ)

Ömer Seyfettin'i hep öykücü olarak biliriz.Onun öyküleriyle büyüdük hepimiz amenna. Ancak şunu da gözden kaçırmamalı.Bir sanatkarın tek yönlü eser vermesi düşünülemez.Nasıl ki bir romantik yazar realizmle de eser verebilir, nasıl ki bir şair nesirle örnek verebilir.Bir öykücü yazar da şiir yazma hevesini tadabilir.Ömer Seyfettin'in kişiliği hakkında çok şey biliyoruz ancak onun şair yönü onu tanıtan bir kimlik olamamıştır.Ama Ömer Seyfettin'in fikri temayülleri hakkında bilgi edinebilmek için onun şiirlerine de bakmak gerekebilir.

NEREYE


Bir kahraman gördüm; gençti, güzeldi
Atlamış maziden binlerce seddi
Kır atıyla sanki bir canlı yeldi
Sordum: "Nereye?" "Ben giderim." dedi
"Tarif olunmaz bir şana doğru."...


Güneş doğuyordu,maviden sisler
Çiçekler açılmış her
Dalda bir yavru kuş... "Aşk nuru yer yer
Tutuşurken böyle nereye sefer?"
Diye sordum.Dedi: "Türkan'a doğru..."


"Yalnızsın yiğidim! Yolda kalırsın,
Maksatları ölür,onulmaz yasın.
Yol gösteren lazım, öne katılsın!"
Dedim."Düşman varsa"dedi "Atılsın
Yolumuz uğrağı Kur'an'a doğru..."


"Uzak ufuklardan karlı dağlardan
Aşarken sellerden,ormandan,yardan
Yoldaş ister insan değil yaradan;
Yalnızlık onundur!.." dedim."Dost yardan
Geçmez." dedi.Yolun yarana doğru...


Sürünce Doğu'ya o kır atını
Kılıcının çarptı taşlara kını
Altun kıvılcımlar bu hoş akını
Kaybederken gördüm bu genç taşkını
Dedi: "Uçuyorum Turan'a doğru!.."


ÖMER SEYFETTİN









Kızılırmak'a

Ah, ey Kızılırmak! Ağlıyor musun?
Dalgaların coşmuş, bilmiyor durmak,
Çöktü yüzbin ocak, anlıyor musun?
Ben geldim başına, isterim sormak:

"Yüzlerce yıl evvel üstünden geçen
Türklerin başına nedir bu gelen?
Yasasız kalmışlar serserilikten
Kaçmak isterlerse yol verme, sen ak!

Ak, boğulsun kaçan, acıma ona.
İster misin yurda baykuşlar kona?
Geçmek lazım ise yok mudur Tuna?
Geriye bırakma, ak Kızılırmak!"

Ömer Seyfettin

13 Şubat 2010 Cumartesi

DOĞRULUK



OK GİBİ DOĞRU OLSAM YABANA ATARLAR BENİ

YAY GİBİ EĞRİ OLSAM ELDE TUTARLAR BENİ

DOĞRUDA AÇ GÖRMEDİM; EĞRİDE HİÇ TOK..

EĞRİ YAY ELDE KALIR, MENZİL ALIR DOĞRU OK.

EL HAC KAVSİ

İNCİL VE TOPRAK



İNCİL VE TOPRAK

Siz beyazlar doğduğunuzda
Bir İncil'iniz vardı yalnız
Bizimse toprağımız

Şimdi bizim İncil'imiz var

Sizinse toprağınız!..


ERCÜMENT BEHZAT LAV

ALPARSLAN MARŞI


Anadolu'yu fetheden atlıların kumandanı yüce Alparslan'ın adı Anadolu fatihi olarak çağlar aşarak ebediyyen dillerde söylenecektir. Allah o ve onun gibi serdarlarımızın başbuğlarımızın mekanını cennet etsin ,ruhları şad olsun.Hz. muhammed Aleyhisselam'ın sancağı altında toplananlardan olsun inşallah.Ezeli ve ebedi başbuğumuz Alparslanın manevi huzurunda saygı ile şiiri veriyorum.


ALPARSLAN MARŞI

Dokuz asır çığ gibi geçmiş de üzerinden,
Hâlâ bu mutlu günü duyuyoruz derinden,
İlk Fetih günüydü bu yer oynadı yerinden,

Kars'tan bir güneş doğdu, yüce dağları aştı,
Batılı'nın gözleri bu güneşten kamaştı.



Atlanmış, pusatlanmış erleri sanki yeldi.
Nal sesleri bir zafer marşı gibi yükseldi,
Şimşek şimşek hızlandı, zulmü, zulmeti deldi.

Her savaşa benzemez, bu bir kutsal savaştı,
Ay parçası yiğitler Hak yolunda savaştı.



Arslanların sultanı, sultanların arslanı,
Kılıcının ucuyla yazmıştı bu destanı
Türk'e armağan etti şu mübarek vatanı.

Adı göğe yüceldi, Tanrısına yaklaştı.
Gözlerde gönüllerde Alparslan bayraklaştı.



HALİDE NUSRET ZORLUTUNA

KOŞMA


Yad elde başım belada
Yedi yerden yarayım oy

Yola bakar yar sılada
Düşe kalka varayım oy

Dağa yağan doluyum ben
Dağda yayla yoluyum ben

Dokuduğun halıyım ben
Alnındaki lirayım oy

Harman oldum savur beni

Kirmene sar eğir beni
Yaktın ağır ağır beni

Alev alev çırayım oy

İp bükenim kül dökenim
Bereketli tarlam benim

Kara kızım tunç bedenim

Saçındaki turayım oy

Akbaş'ım der gel Maraşlım

At çalımlım kalem kaşlım
Başak saçlım yüce başlım
Çağın geçer dereyim oy


Ali AKBAŞ

CİNASLI ŞİİR

Dünyasına dünyasına
Aldırma dünyasına
"Dünya benim" diyenin
Dün gittik dün yasına

SENSİZLİK


Albümden seyrettim resimlerini
Ey hasret rüzgarı ne olursun din
Anladım hiçbirşey tutmaz yerini
Sensizlik içime işledi bu gün

Yediğim ekmeksin, içtiğim susun
Seninle her anım her günüm düğün
Haydi gel güzelim! Bu acı dursun
Sensizlik içime işledi bugün

Aliosman GÜZEL

12 Şubat 2010 Cuma

MANZUM HİKAYE (MANZUME)

Ölçü ve uyak kullanılmasına rağmen ahengin zayıf olduğu, duygu aktarımı yerine olay anlatımının oluşturulduğu şiir şekline manzume denir.Manzumelerde ölçü ve kafiye olmasına rağmen coşku ögesi bulunmaz çünkü manzumenin asıl amacı olay anlatımıdır.Manzum hikayelerde toplumu ilgilendiren bir olay durum ve düşünce konu olarak seçilebilir.Manzum hikayelerde olay,kişiler, yer ve zaman ögelerine yer verilir.Genellikle ders verme niteliği taşıyan didaktik konulara yer verilir.

ÖRNEK:

Geçen akşam eve geldim. Dediler:

- Seyfi Baba

Hastalanmış, yatıyormuş.

- Nesi varmış acaba?

- Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.

- Keşki ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah!

Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol!

Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîrâ yol

Hem uzun, hem de bataktır...

- Daha a'lâ, kalınız

Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.

Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;

Boşanan yağmur iliklerde, çamur tâ belde.

Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak;

"Gel!" diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.

Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,

Boğuyordum! müteveffâyı bütün âferine.

Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,

Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!

Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,

Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!

Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;

Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.

Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun...

Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:

Kâh olur, kör gibi çarpar sıvasız bir duvara;

Kâh olur, mürde şuâ'âtı düşer bir mezara;

Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;

Kâh bir ma'bed-i fersûdenin üstünden aşar;

Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;

Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır;

Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, uryan,

Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan

Hânüman yoksulu binlerce sefilân-ı beşer;

Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;

Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı;

O kopan râbıtanın, darmadağın yavruları;

Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler:

Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler!

MERDİVEN


Ahmet Haşim, şiiri "Nesir gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için vücut bulmuş, musıki ile söz arasında, sözden çok musıkiye yakın..." diye tarif etmektedir.Sembolizmin etkisinde kalınarak yazıldığı anlaşılan bu şiirde akşam vakti anlatılmış, bunu anlatmak için bazı renklerden ve sembollerden yararlanmıştır.Bu nedenle şiir yoruma açıktır.Merdiven sembolü ile anlatılmak istenen, hayatın sonuna yaklaşıldığı fikridir.




Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlıyarak..



Sular sarardı...Yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...



Eğilmiş arza,kanar,muttasıl kanar güller

Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?



Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,

Kızıl havâları seyret ki,akşam olmakta...


Ahmet haşim

UYAK TÜRLERİ (KAFİYE ÇEŞİTLERİ)

A) Yarım Kafiye:

Dize sonlarındaki kelimelerde görülen tek ses benzerliklerine yarım kafiye (uyak) denir.

Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han konan göçer
Ay dolanır yıllar geçer


B) Tam Kafiye:

Mısra sonlarında iki ses benzerliğinden oluşan kafiye türüdür.

Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince

C) Zengin Kafiye:

Mısra sonlarında görülen üç ve daha fazla ses benzerliğine denir.

Bir zafer müjdesi burda her isim
Yekpare bir anda gün saat mevsim


D) Cinaslı Kafiye:

Mısra sonlarında yazılışları aynı anlamları farklı olan kelimelerin tekrarıyla oluşan ses benzerliklerine cinaslı kafiye denir.

Çay kuru çeşme kuru
Nerden içsin kuzu su?
Beni yakıp yandıran
Bir ananın kuzusu


E) Tunç Kafiye:

Kafiyeyi oluşturan kelimelerden birinin diğer kelimenin içinde yer almasıyla oluşan kafiye türüdür.

Çınla ey coşkun deniz kayalıklarda çınla
Sar bütün kumsalları o dolaşık saçınla





29 Ocak 2010 Cuma

ERKEKLER DE AĞLAR

hilal-şiir-epik şiir-lirik şiir-vatan şiiri-milliyetçi şiir-milliyetçilik-memleket-bayrak-şehit-erkekler de ağlar-ana-öksüz kalmış hilal



ERKEKLER DE AĞLAR

Deme anam,

Erkekler ağlamaz deme
Kızma halime
Kim demiş erkekler ağlamaz
Ya öksüz kalmış hilalime
Eller mi ağlayacak?

Selahattin BOZDOĞAN

GÜVERCİN

şiir-lirik şiir-sevgiliyle uçmak-romantik şiir-gökler utansın-öp-hayat ver-güvercin-acı hayat-yusuf özcan


GÜVERCİN

Ya vur öldür, ya öp hayat ver

Acı da olsa hayatıma tat ver
Güvercinim bakışınla bana kanat ver
Sonra uçalım ve gök utansın darlığından.

Yusuf ÖZCAN

26 Ocak 2010 Salı

ŞEHİTLER NİÇİN YIKANMAZ?

Ne mümkün bunca ateşle şehid-i aşkı gasletmek
Cesed ateş, kefen ateş, hem ab-ı hoş-güvar ateş

Karamanlı Mevlid Efendi

GÖÇ

GÖÇ

Yamacında koşma söylediğimiz dağları
Düşman değil gurbet almış elimizden
Kiminle tutalım halayı, barı
Daracık sokaklar anlamaz halimizden

Yahya Akengin

HELAL VATAN


Sen Türkiye'm, Türk'ün helal vatanı
Ölmeye hazır binlerce canın var
İzmir, Antep, Hatay, Urfa, Maraş'ta
Toprağı sulamış soylu kanın var

Bin yıllık Türk yurdu, mertlik diyarı
Sende destanlaştı asil ülküler
Düzen tutmuş kopuzlarda sazlarda
Sana söylendi en güzel türküler

Karanlık günlerde her an her saat
Şanlı tarihinle bizi avuttun
Bildi yedi düvel duydu dost düşman
Ebediyyen asil Türk'e tek yurttun

Necati KARADAĞ

HİKAYE


HİKAYE
Yaşamak başka bir andı
Seni bulduğum zamandı
Lezzetim dudaklarından
Kuvvetim kollarındandı

Ya bir yaprak ya bir kuştum
Kimim,neyim unutmuştum
Seni sımsıkı tutmuştum
Senden başkası yalandı

O ne çılgın heyecandı
Kış ortasında nisandı
Ellerin birer büyücü
Dilin bir başka lisandı

Bir hoş sıtma mıydı bilmem
Kara sevda mıydı bilmem
Bütün dünya mıydı bilmem
Sözlüklere sığmayandı

Kızgın çöller gülistandı
"Olmayacak"lar "olan"dı
Baş eğdiğimiz tek buyruk
Gönülden gelen fermandı

Mehmet ÇINARLI